Dünya genelinde kurumsallaşmadan vazgeçilmesi süreçlerinin etkilerine ilişkin aralıksız olarak yıllarca yürütülen araştırmalardan sonra,  toplum temelli hizmet modelinin ruhsal bozukluğu olan bireylere, ailelerine ve bakım veren kişilere sağladığı faydalar artık tartışılmaz bir şekilde kabul görmüştür. Toplum içinde bakım hizmetinin kronik ruhsal hastalığı olan bireyler  (özellikle şizofreni hastaları) için klinik ve sosyal sonuçlarının olumlu olduğuna dair sağlam kanıtlar bulunmasına ek olarak damgalanma ve ayrımcılığın azaldığına, aile memnuniyetinin arttığına ve toplum temelli hizmetin maliyet etkin oluşuna dair kanıtlar da giderek artmaktadır.  

İnsan hakları açısından ele alındığında, ruh sağlığı problemi olan bireylerin toplumla iç içe yaşama hakkı korunmalı ve bu hakka saygı duyulmalıdır. Ayrıca bu bireylerin yaşamın tüm alanlarına tam ve eşit katılımı aktif ve yaygın bir şekilde desteklenmelidir. Bu nedenle de büyük ve tecrit edilmiş ruh sağlığı kurumlarına dayalı hizmet sunumu, çağdaş ve hak temelli uygulama standartlarını yakalama çabasındaki hiçbir ruh sağlığı hizmeti sistemi için artık geçerli bir seçenek değildir.

Ülkemizde toplum temelli ruh sağlığı modeline geçiş çalışmaları resmi olarak Ulusal Ruh Sağlığı Politikasının Bakanlığımız tarafından kabul edilmesiyle 2006 yılında başlamıştır. Toplum temelli hizmet modelinin gelişim sürecinin ilk aşamasında ortaya çıkan genel görüş ciddi ruhsal hastalığı olan bireylere öncelik verilmesi (Şizofreni ve Bipolar Duygulanım Bozukluğu ) olmuştur. Toplum temelli hizmet modelinin daha fazla geliştirilmesine ilişkin hususlara 2011 yılında yayınlanan Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı'nda ayrıntılarıyla yer verilmiştir.